Meralara ilişkin mükerrer ceza yargılamaları

Muş Alparslan Barajı kıyısında mera alanları

Meralar hayvancılık için ortak kullanıma tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan kamu mallarıdır. .Mera komisyonları tarafından alınan tahsis kararı bir veya birden fazla köy lehine olabileceği gibi belediyeler lehine de olabilir. Meralar tahsis amacına aykırı kullanılamaz. Meraların tahsis amacına aykırı kullanılması idari , hukuki ve cezai yaptırımla karşılaşır. Nüfus artışı , ekonomik gelişme, teknoloj ve altyapıdaki gelişmelerle birlikte meraların yerleşim amacıyla kullanılması bir dizi sorunu beraberinde getirmektedir.

Meraya Tecavüz Suçu 5237 Sayılı TCK 154 / 2 maddesinde düzenlenmiştir.

Hakkı olmayan yere tecavüz.
Madde 154 :

(2) Köy tüzel kişiliğine ait olduğunu veya öteden beri köylünün ortak yararlanmasına terk edilmiş bulunduğunu bilerek mera, harman yeri, yol ve sulak gibi taşınmaz malları kısmen veya tamamen zapt eden, bunlar üzerinde tasarrufta bulunan veya sürüp eken kimse hakkında birinci fıkrada yazılı cezalar uygulanır.

Mera yargılamalarında en çok karşılaşılan sorunlardan biri vatandaşların birbiri hakkında yaptıkları mükerrer şikayetler. Bu şikayetler vatandaşlar arasında uyuşmazlıkları artırmakta, adliyeyi sürekli olarak meşgul etmekte dolayısıyla kamu düzeninin bozmaktadır. Uygulamada aynı fiile ilişkin yapılan her şikayet için soruşturma açılmakta ve kişi mükerrer olarak yargılanarak ceza almaktadır. Ceza yargılamasında yapılan mükerrer yargılamalar karşımıza ” ne bis in idem ” ilkesine aykırılık sorununu ortaya çıkarmaktadır.

Bir suçtan yada aynı fiilden bir kere yargılama yapılması ceza yargılamasının evrensel ilkelerindendir. Ulusalüstü ve ulusal metinlerde dağınık şekilde yer alan ilke İHAS Ek Protokol 7 Madde 4 ile yeniden düzenlenmiş olup Türkiye 2016 yılında ek protokolu onay kanununyla uygun bulmuş dolayısıyla protokol iç hukukta yürülüktedir.

İHAS Ek protokol 7

Madde 4
Aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı

  1. Hiç kimse bir devletin ceza yargılaması usulüne ve yasaya uygun olarak kesin bir
    hükümle mahkum edildiği ya da beraat ettiği bir suçtan dolayı ayni devletin yargısal
    yetkisi altındaki yargılama usulleri çerçevesinde yeniden yargılanamaz veya mahkum
    edilemez.

Soruşturma ve kovuşturmadan sonra da fiili kullanım devam ettiğinden temadi durumu akla geldiğinden bu durumun mevcut norm ve ilkeler çerçevesinde değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. Soruşturmaya olay örgüsünden kopuk yeni bir fiil olmadığından bunun kabulü mümkün değildir. Uygulamada İmar kirliliği suçunda da benzer durum olmasına rağmen bir kez yargılama yapılmakta ve geriye durumun hukuki ve idari yönden takdiri ilgili kuruma bırakılmaktadır.

Soruşturmayla birlikte kamuda aleni hale gelen olay , kamunun elindeki hukuki ve idari müdahale imkanlarıyla takdir durumları nazarında tamamen hukuki veya ihtilafa dönüştüğü rahatlıkla söylenebilir. Bu ahvalde kişilerin sürekli olarak ceza tehditi altında bulunması hukuki güvenlik suç ve ceza genel ilkeleri , kişi özgürlüğü ve güvenliği ile usul ekonomisiyle bağdaştırmak mümkün değildir.

Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu protokol iç hukukta bağlayıcı hale gelmeden evvel durumu değerlendirmiş aynı mera alanı , yapıya ilişkin mükerrer yargılamayı ilkeye ve protokole aykırı bulmuştur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2011/8-342 E. , 2011/271 K. 13.12.2011 tarihli kararı aşağıdaki gibidir.

” Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine, 22.11.1984 tarihinde imzaya açılarak eklenen ve Türkiye’nin 14.03.1985’de imzaladığı, fakat henüz onaylamadığı 7 numaralı Protokol (m. 4), bir Devletin mahkemeleri tarafından belli bir fiilden dolayı kesin olarak mahkûm olan veya beraat eden kişinin, aynı Devlet yasalarına göre aynı fiilden yeniden kovuşturulamayacağı ve cezalandırılamayacağı kuralını koymuş ve Sözleşmenin 15. maddesine dayanılarak dahi (non bis in idem ile ilgili AİHM kararı; Sv Almanya, 1983; Xv Avusturya 1970) bu kuraldan ayrılınamayacağını, sadece yeni veya sonradan öğrenilen olaylar ve verilmiş karara tesir edecek derecede önemli yargılama hukuku hataları ile yargılamanın yenilenebileceğini kabul etmiştir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
31.03.2005 tarihinde açılan ilk iddianame ile 24.04.2006 günü açılan ikinci iddianamede, sanığa isnat edilen eylem aynı olup, isnat konusu da “sanığın aynı merayı sürüp ekmesi”dır. Düzenlenmiş olan ikinci iddianamede içerik itibarıyla, sanığın ilk iddianamede belirtilen eyleminden ayrık ve hukuki kesinti oluşturacak biçimde yeni bir eyleminden bahsedilmemiştir. Her iki iddianamede de sanığın geçmişten iddianame tarihine (ikinci iddianame için: Temmuz 2005 yılı) kadar anılan yerdeki merayı “sürüp ektiği” vurgulanmıştır. Dolayısıyla CYY’nın 223/7 ve 225/1. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, aynı eylem nedeniyle açılan ikinci dava “mükerrer dava” niteliğindedir. ”

Mükerrer ceza yargılamasının hukuka aykırılığında duraksama bulunmasa da sosyo- ekonomik ve anılan hukuki nedenler yasal düzenlemeyi zaruri hale getirmektedir. Mevcut sorun ancak bütün yönleri dikkate alan bir yasal düzenlemeyle giderilebilir. Bu suretle hem belirsizlik ortadan kaldırılabilir hem de caydırıcılık tesis edilebilir. Yasal düzenlemede ikinci yargılamanın açıkça önlenmesi ,kişinin işgalden elde ettiği menfaatlere orantılı para cezası hukuka ve amaca uygun olacaktır.

Yorumlar kapatıldı.