
Düşünce ile dil arasındaki bağlar üzerinde durmayan düşünür yok gibi. . Gazali’ye göre ”dil insanın iç dünyasının aynasıdır ” .İç dünyadan kasıt duygu ve düşünceler değilse nedir? Düşüncenin labirentlerinde dolaştığımızda yolumuz akla çıkar. Akıl hem insan için hem sermaye hem de baş belası. Aklın aynı zamanda bela olması duyguların etkisine açık olmasından kaynaklanıyor olmalı.
Aklımıza mukayyet olarak duygular dünyasında yolculuğa devam ettiğimizde yolumuz vicdana çıkar. Duygular bu yolculuğu da örseleyebilir. Bu yolculukta aklımız ve ruhumuz mütemadiyen birbirini beslemeli. Şaşırmamalı. Sürekli çaba içinde olmalı. Şaşakalmak, ve çabayı bırakmak bizi kuruntulara sürükler.
Rus Psikolog Yazar Lev Vigotski Düşünce ve Dil adlı kitabında bu ilişkinin psikoloji başta olmak üzere bir çok boyutu üzerinde durur. Vigostski ‘‘ Dil; bilincimizi, algımızı, dikkatimizi, belleğimizi ve düş gücümüzü ele verir ” der. Gazali yorumunun genişletilmiş güncellenmiş hali sanki.
Bu yazı HDP Eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın barış daveti ve süreç muhasebesi üzerine yazıldı. Demirtaş ‘ın yazısına dökülen de duygu ve düşüncelerinden başkası değil. Demirtaş bugünkü ülke manzarasına bakarak barış düşü kuruyor.
Barış zordur. Bu zorlukların nedenleri bu yazının konusu değil. Uygarlık var olalı barış arayışında ve çabasında olmasına rağmen kat ettiği aşama ortada. Viyogotski devamla ‘‘ Öyleyse dil, bilişsel varlığımızın hem sınırlarını hem de niteliklerini belirler. ” der.
Barış için aklımızı ve vicdanımızı dengeli kullanmalıyız. Barış zor olsa da bir yerden başlamak zorunda. Barış dilde(n). Barışın gündeme Kürtçe kelamlarla birlikte girmesi tesadüf değil. Cumhuriyetin başında dil sorunu iki nedenle ortaya çıktı. Bu zaman diliminde dil bir hegemonya aracı olarak görüldü.
Dilin bu işlevi her çağda vardır. Ancak bir dilin hegemonya aracı olarak görülmesi her zaman diğer dilleri inkar etmeyi yasaklamayı beraberinde getirmez. Türkiye deneyiminde başka bir boyut daha ortaya çıktı. Dil milliyetin ve ulus devletin oluşumu için de araçsallaştırıldı.
Kürtçe üzerindeki katmerli baskı şüphe ve yasaklamalar böyle ortaya çıktı. Oysa Kürtçe diğer diller gibi temel zenginlik kaynağıydı O zamanlar akıl ve vicdan başka işliyordu. Yüzyıldır bu sorunlu akıl ve toksik duyguların faturasını ödüyoruz. Saplantılar ve kuruntular halen devam etmekte.
Demirtaş’ın her üç uyarısı da önemli. Viyogotski ‘nin tariflediği gibi bilişsel sınırları (mızı(n farkına varmalı ve bilişsel zenginliğimizi ve dikkatimizi dile dökmeliyiz. Barış için neyin gerekli neyin gereksiz neyin acil olduğu hususlarında iç dünyamızda netleştirmeli dile öyle dökmeliyiz. Demirtaş halklar arasında tesis edilecek barış ysasına vurgu yapsa da bu bğlamda tekemmül etmiş cari bir yasadan bahsedilebilir.
Asıl sorun hegemonya ile paranoya arasında gelgit yaşayan tunç yasalarda. İktidarların duygu ve düşünce alanına girmiş olduk tekrar. Dikkatimizi bu yasaların değişmesine vermeli . Bir başka ifadeyle sorunun tarihsel ve politik olduğu dolayısıyla çözümün de politikacılarda olduğu akıldan çıkarılmamalı. Halklar ancak bu değişim ve dönüşüme ivme kazandırabilir.
Barış en meşru ve maksimalist hedeftir. Herkesi her şeyi kurtaracak hedef. Bu bağlamda barışa ivme kazandırabilecek önerimiz Sertab Erener ile Aynur Doğan’ın Muş ilinde müşterek içkimiz sponsorluğunda konser vermesidir.Ayşenur Kolivar ve başkaca sanatçılar da olmalı. Gel gel were . Kapı dere. Bacı Xuşke. Sıçan mışke. Dew. Dew. Dewo. Yani Ayran.
