
Demokrasi siyasal sistem adı olarak öne çıksa da hukuk ve insan haklarıyla yakın ilişki içinde ortaya çıktı. Birlikte demekte de mahsur olmasa gerek. Günümüzdeyse demokrasi , hukuk ve insan haklarının özdeş hale geldiğinde duraksama bulunmamaktadır. Bu yüzden demokrasinin gerileyişi yada otoriterleşme olgusunu hukuk ve insan hakları ihlalleriyle birlikte ele alıp birlikte tartışmak zorundayız.
Kafka Dönüşüm kitabının İngiltere’de intihal edildiğini söyleyen bir arkadaşına ‘‘ Hayır o benden almadı . İkimiz de zamandan kopyaladık ”der. Adına ister gerileme ister dönüşüm ister ne dersek diyelim olup bitenler salt bir ülkeye mahsus değil. Her ülke yada topluluk zamanın ruhuna uygun bir dönüşüm içinde bulunmaktadır. Herkes otoriterleşme dalgası akıyorken cebini dolduruyor yani.
Demokrasilerde yaşanan gerilemelerin nedenleri için soğuk savaş yıllarına uzanmalı . Demokrasinin beşiği olan batılı ülkeler ve toplumlar demokrasiyi son yüzyılda komunist sistemlere karşı bir savunma mekanizması olarak geliştirdi. Mütemadiyen övündükleri ”özgür dünya ” mottosu bu yıllarda ortaya çıktı. Bu sakat temelleme yada gelişim günün birinde herkesin üzerine çökecekti.
Komunist rejimlerin yıkılmasıyla özgür dünyanın yüzleşmesi gereken tuhaf bir durum ortaya çıktı. .CHP Lideri Özgür Özel’in yerel seçim zaferi sonrası tuhaf inziva dönemine benzer bir dönem. Özgür dünyada Rusya enerji satarak , Çin ise mal ve hizmet satarak sürekli zenginleşirken batı ise giderek geriliyordu. Ortaya çıkan bu yeni durumda özgür dünya mottosunun tutma şansı bulunmamaktadır.
Zaten işler özgürlükler yüzünden bu hale gelmedi mi ? Batı neden bu durumla baş edemedi? Bunun nedenleri ayrı bir tartışma konusu . Bu tarihsel çarpıklıklar güncel nedenlerle bir araya gelince özgür dünya mottosunun tutması objektif olarak zor hale geldi. İklim, gıda ,enerji, finans krizinde aynı yol yöntemleri uygulama imkanı bulunmamaktaydı. .
O halde geriye tek seçenek kalıyor. Bu rejimlere benzeme . Neden olmasın ? Batılı demokrasilerdeki dönüşümün serencamı bu. Bugün Türkiye dahil bütün batılı rejimlerde hummalı bir otoriterleşme yarışı var. Aşırı sağın yükselişi olarak naif hale getirilen hakikat bu. Suriye ‘deki HTŞ rejimi aslında batılı demokrasilerin yaşadığı dönüşümün somutlaşmış halinden başkası değil.
Trump’ın Esad’ın devrilmesi için sarf ettiği ‘‘Suriye’de ikibin yıldır yapılamayanlar yapıldı ” mealindeki sözü bir gaf gibi görünse de bilinçaltının dışa vurumu. Trump Suriye’nin batılı hegemonik sistemden kopuş tarihine gönderme yapıyor. İşin ironik tarafı bu kopuş dönemleri Abbası , Emevi ve Osmanlı iktidarlarını da kapsamaktadır.
Şara’nın Suriye’de kurmak istediği rejim ile Rusya ve Çin rejimleri arasındaki benzerlikler çarpıcıdır. Kuşkusuz meşruiyetin kaynağı bakımından aynı değil. Rus ve Çin toplumları demokrasi olmasa da güçlü gelenek ve kültür üzerinde inşa edilmiştir. Şara ise tamamen kendisine hayran özgür batının desteğiyle ayakta durmaya çalışıyor.
Dağlar kızı Reyhan türküsünü en güzel Kamuran Akkor seslendirmiş galiba. BM Toplantılarında herkes neden Şara’ya hayran ? Bizde Şara’ya kurban olan mankurtlar bahsini açmayalım Batı için oldukça trajik bir dönüşüm. Bir zamanlar özgür dünya olarak övünen batı şimdi Şara’ya hayran . Zatıe şahanelere bir kurtarıcı olarak bakıyor.
Özgür dünya; yeni yetme iktidarlar için suç işleme özgürlüğü bahşederken halklar için ise göç etme özgürlüğü bahşediyor. Şara^ya hayran bakışların altında yatan saklı gerçek bu. Şara batının düşünüp açıktan yapamadığı ne varsa onu yapıyor. Dilediğini asıyor dilediğini kesiyor dilediğimi göçertiyor. Netanyahu fazlasını yapıyor denilebilir bu mevzu da kaşar mevzu onu da geçelim.
