Entellektüeller neden sürece mesafeli ?

Desiderius Erasmus – Kaynak Vikipedi

Bahçeli eliyle başlayan çözüm süreci yasallaşmasına rağmen tartışmalar , kaygılar ve itirazlar devam ediyor. Tartışmanın yeni boyutu entellektüellerin sürece olan mesafesi. Bir önceki süreçte ”akil insanlar ” vardı ki bu insanların içinde entellektüel insanlar da bulunmaktaydı. Entellektüel ile akil insan arasında bilginin yoğunluğu ve derinliği ile toplum ve iktidar ilişkiler bakımından belirgin farklar bulunmaktadır.

Akil insan ; sanatı mesleği yada belirli bir alandaki başarısı ile toplumda sevilen sözüne itibar edilen insanlar iken entellektüeller bir çok konuda derin bilgiye sahip insanlardır. Akil insanlar mezkur başlıklarda yalın iken entellektüelin durumu daha karmaşık görünüm arz etmektedir. Akil insanlar toplum ve iktidarla pragmatik bir uyum içindeyken buna mukabil entellektüel her ikisini etkileme ve yönlendirmede muhteris duygu ve düşüncelere sahiptir.

İktidarın yeni sürece entellektüeller bir yana bırakalım akil insaları dahi katma ihtiyacı duymaması ilginç değil mi ? Belli ki iktidar doğrudan genellikle resmi sözcüleri vasıtasıyla buyurgan bir dille süreci götürmeyi tercih ediyor. Mevzunun sürecin ortaya çıktığı koşulların , toplumun ve iktidarın bizzat kendisinin kırılganlığıyla ilgisi var.

Soruya geri dönersek ; entellektüeller sürece neden mesafeli ? Burada kast edilenin ilkesel olarak sürece karşı olmayan önceki sürece destek veren kesimler olduğunu belirtmeye gerek yok. İtirazlar ağırlıklı olarak ”demokratikleşme ” olgusu etrafında teksif olmaktadır. Bu sorunun izini sürmek için barış ve demokrasi ilişkisi bağlamında entellektüel aydın ayırımına uğramak zaruri.

Entelejansiya ile aydının ortak noktası kuşkusuz sahip oldukları derin bilgi. Toplumla mesafeleri bakımından da benzer yönleri var. Aydın , toplumla daha yoğun ve sahih empati bağı içindeyken entellektüel daha yüzeysel hatta üsttenci bir bakışa sahip olabilir. İki kesim arasında asıl fark iktidarla olan ilişkilerde saklı galiba.

Entellektüel bir şekilde iktidar veya iktidar klikleri ile bağ içindedir. Sahip olduğu bilginin önemli kısmı zaten bu bağlardan sadır olduğu söylenebilir. Organik değil kendine has bir bağdan bahseiyoruz. Entellektüel özerk ve konforlu alanında toplumu olayları yönlendirmede iktidardan pay istemektedir. Aydın insan ise hakikat ve toplum çıkarları için iktidarla hatta toplumla köprüleri atabilen insandır.

Anlayacağımız aydın insan bu noktalarda bir başına ve uzak insan olmasına mukabil böylesi bir yalnızlık entellektüelin kaldırabileceği bir durum değildir. Aydın insan belirli bir özgürlük alanında hareket ederken entellektüel için bu alan özerkliğe tekabül etmektedir. Bu fark olayları olguları anlamada ve değerlendirmede önemsiz bir fark değildir.

Barış ile demokrasi ilişkisi ile devam edersek barış her an kurulup bozulabilen güncel bir talep, ihtiyaç veya hak iken demokrasi ideale ütopya alanına ilişkindir. Aydın bu farkın idrakinde ve durumu metanetle kabul ederken entellektüel bu konuda sürekli mızmızlanan, yakınan histerik bir ruh hali içindedir. Oysa sağlıklı bir demokrasi ancak barış zemini üzerinde gelişebilir.

Entellektüel için batıda Erasmus önemli bir fenomen olarak ortaya çıktı. Retorik oyundan ibaret Deliliğe Övgü kitabını Ütopya’nın yazarı arkadaşı Thomas More ‘ye ithaf etti. Erasmus kitabın başlığında dahi retorik oyun yaparak arkadaşına deli olarak sesleniyordu. Morus latince aynı zamanda deli demek.

Başlıktaki soruya bir de bu söylevin içinde bakmakta yarar var. Hımm! Son çeyrek yüzyılda dünyada ve ülkede hepimiz gibi entellektüeli delirten çok şey oldu. Ütopya anlamında derin hayal kırıklığı içinde oldukları söylenebilir. Özerk konfor alanları tamamen kayboldu. Bu ahvalde sağlıklı muhakeme yeteneğinden bahis edilebilir mi ?

Keşke Tarihçi Ayşe Hür manken olsaydı. Belki Doğan medyada bir şekilde istihdama devam eder sosyal medyada bunca gereksiz polemiklere girmezdi.

Yorumlar kapatıldı.