
Bahçeli’nin TBMM’nin açılışından sonra Ekim ayı içerisinde Dem Parti ile tokalaşmasıyla başlayan sürece dair tartışmalar kuşku kaygı ve umutla karışık devam ediyor. Kamuoyu sürecin adında karar kılamadığı gibi sürecin gerilim politikası eşliğinde devam etmesi nedenleriyle süreci anlamakta güçlük çekiyor ve ittifakın içinde görüş ayrılıklarından da kuşkulanıyor.
Adımın Bahçeli’den gelmesi hem sürece olan inancı pekiştiren umutları artıran hem de kuşkuları derinleştiren bir paradoksa yol açıyor. Bu paradokstan kurtulmak için sürecin adını koymakta yarar var. Sosyal olay ve süreçlerde risk ve fırsat başattır. Buna rağmen tarihin ve sürecin karşı konulması zor bir akışı ve ritmi vardır.
Sürecin adı neden konulamıyor ?
Herkes sürecin adını koymaktan imtina ediyor yada zorlanıyor. Aslında Bahçeli işin başında barış kelimesini açıkça telafuz etti. Bu adımın bir dümen değil iç barışı sağlama çabası olduğunun altını çizdi. Buna rağmen sürecin adı konulamıyor. Bu durumun bir kaç nedeni var. Cumhur ittifakı bakımından bakıldığında seçmen hassasiyeti denilebilir.
Sürecin çatışma , gerilim , kayyım atamaları ile askeri ve hukuki operasyonlar eşliğinde devam etmesi başka bir neden. Bahçeli şahsına yönelik önyargılar ve kanaatler de eklendiğinde sürece çözüm yada barış süreci adını kimse yakıştıramıyor.
Milliyetçi Hareket Partisi bugün sosyal medya X hesabından barış vurgusunu yineledi. MHP Başkan Bahçeli fotoğrafıyla birlikte ” barışla herkes kazanır ” mesajı verdi. Kuvvetle muhtemel parti bu mesajla kamuoyundaki kuşkulara seslenerek kararlılık mesajı verme gereği duydu.
Cumhur ittifakı içinde görüş ayrılıkları mı var ?
AKP ile MHP arasında iki nedenle görüş ayrılıkları olabilir. Birincisi ittifak anlayışlarındaki nüanslar bir diğeri siyasal sorumlulukların farklı olması. Mezkur görüş ayrılıkları bu aşamada sürecin devamını etkileyecek boyutta değilse de her zaman potansiyel bir risk olarak gözetilmelidir.
Bu hususta tarafların Esad düşmeden önce Suriye ile normalleşme arayışlarındaki görüş ayrılıklarına gönderme yapmakla yetinelim. Cumhurbaşkanının neden süreçte geri pozisyonda olduğu sorusunun yanıtlarından biri de bu bağlamın içinde.
Cumhurbaşkanı siyasal sorumluluğu itibariyle hem dış hem de iç birden fazla dengeyi gözetmek durumunda . Buna mukabil Bahçeli’nin eli daha rahat. Keza günün sonunda süreçte günün sonunda istenen hedeflere ulaşılmaması yada ters tepme durumlarında tarafların kayıpları da aynı değil.
Kürtlerle normalleşme süreci
Sürecin adını koyalım. Süreci bir çözüm veya barış süreci olarak adlandırmak bu aşamada zor. Bu aşamada sürecin lafzına ve ruhuna en uygun tanım ” Kürtlerle normalleşme ” süreci. Bundan süreçten barış çıkmayacağı anlamı çıkarılamaz.
Normalleşmeden kasıt nedir ? Bir kaç ayrıntıya dikkat çekilebilir. Dünyanın normali barıştan ziyade savaş değil mi ? Trump neredeyse savaşı Avrupa, Kanada ve Panama’ya teşmil etmiyor mu ? Açıkça askeri ve ekonomik önlemlerden bahsediyor. Halihazırda dünyanın normali savaş ve çatışmadan başkası değil:
Bahse konu süreç bakımından normal nedir ? Bunun için 2000 yılının öncesine uzanmak gerekir. Kürt Hareketi Lideri Öcalan ‘ın yakalanmadan önce Suriye yıllarına. Öcalan Şam’da ikamet etmesine rağmen hem çatışmalar hem de ilişkiler devam etmiyormuydu ? Öcalan’ın Avrupa çıkışı , ABD ve müttefiklerinin Suriye sahasına girmesi sair nedenlerle bu normal da bozuldu.
Öcalan’ın yakalanması ve hüküm giymesi ironik olarak Türkiye’nin sorun üzerindeki kontrolünü kaybetmesi ve anormal tepkiler vermeye başlamasıyla sonuçlandı. Bahçeli’nin devlet aklını temsil ettiği yönünde genel kanı malum. Bu hatalı da değil. O halde devlet aklı bu ironiyi zamanın ruhuyla birlikte değerlendirerek sorunun bütün taraflarıyla bir normalleşme sağlama çabasında olduğu söylenebilir.
Bu detay da aynı zamanda Erdoğan Bahçeli arasında bir nüansa işaret etmektedir. Bahçeli sorunu tarihsel bağlamıyla ele alırken Erdoğan daha güncel pragmatik kazanımlara odaklanmaktadır. Buradan çıkan sonuç şu olsa gerek. Sürecin kazanımlarına göre şu anda geride duran Erdoğan Bahçeli’den öne geçebilir.
Kürtlerle normalleşme adımları ”yurtta normalleşme cihanda normalleşme ” süreci olarak devam edecek
Kürt sorunu çözümü kolay bir sorun değildir. Bugünden yarına çözüm ve barış beklentisi şair Akgün Akova tabiriyle ” savaşın düş kurduğu yerlerde bi’yüzsüzlük” ten başkası değil. Bunu neden böyle olduğunu izaha gerek bulunmamaktadır. Sorun bölgenin tamamını dolayısıyla küresel iktidar pastasını belirleme kabiliyetine haiz olduğu muhakkak.
Bu yüzden Bahçeli’nin Kürtlerle normalleşme adımları ” yurtta normalleşme cihanda normalleşme süreci ” olarak devam edecektir. Sürecin zamanını ruhunu ve taraflarını gözardı eden bir adımın başarı şansı zayıf. Her halükarda sorunun çözümü için tarihi bir eşik. Çatışmasızlık sağlanabilirse sürecin adı gözden geçirilebilir.
Süreç çözüme ve barışa evrilebileceği gibi daha trajik sonuçlar da üretebilir.
