
Kürt sorunu ve Türkiye’nin demokratikleşmesi 1990′ lı yıllardan beri birlikte ele alınan konular. Türkiye’nin Avrupa Birliği Perspektifi doğrultusunda atacağı demokratik adımlar çerçevesinde sorunun çözüleceği beklentisine dayanıyordu. Eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz’ın ” Avrupa yolu Diyarbakır’dan geçer ” sözü durumun veciz ifadesi.
Bu tesadüfi olmayan durumu daha iyi anlayabilmek için Türkiyelileşme olgusuna uzanmak gerekir. Kürtler Sosyalizmin ” Halkların Kendi Kaderini Tayin Hakkı ” çerçevesinde devlet kurmak üzere yola çıktılar. Sosyalizm zaten bu hakkı en geniş haliyle devlet kurma hakkı olarak ele alıyordu.
Reel sosyalizmin çöküşü – ki bu da 1990’lı yıllara denk gelir bu yüzden iki konunun birlikte ele alınması tesadüf değil- Kürtleri durum değerlendirmesi yapmaya sevk etti. Bu arada batı demokrasilerinde de sorun ele alınmış devlet hakkı içermeyen esnek ” kendi kaderini tayin hakkı ” sistematik hale gelmişti.
Kürtler kısa bir belirsizlikten sonra yönünü batıya çevirdi. Kürtlerin bu yaklaşımına batı da bigane kalmadı. Türkiye üzerinde sorunun çözümü için ikili baskı oluştu. Türkiyelileşme dediğimiz olgu bu siyasal ve sosyal değişimler ortamında ortaya çıkmış oldu.
Kürtler bağımsızlık hedefinden vazgeçecek demokratikleşen Türkiye ile küresel sisteme entegre olacaklardı. Türkiye’de evrensel haklarını tanıyacaktı. Bu süreçler uzun süreden beri devam etmekte hangi aşamalardan geçildiği bilinmektedir. Ancak bu arada batı demokrasilerinde beklenmedik gelişmeler oldu.
Sosyalizmin çöküşü beklentilerin aksine batı demokrasilerinde gerileme getirdi. Bunun nedenleri ayrı bir tartışma konusu. Avrupa Türkiye ilişkileri giderek kopma noktasına geldi. Kürtler Türkiyelileşip Avrupa’ya entegre olacağına Türkiye Avrupa’dan kopup hızla doğuya yöneldi.
Türkiye bu politika değişikliği kapsamında sırasıyla Suriye, Libya ve Irak’a askeri olarak yerleşmeye başladı. Kürtler bu durum karşısında Türkiye’yi hatta Fransa’yı saymazsak Avrupa’yı bypas edip Atlantik Ötesi ilişkilere yöneldi. Gün geçtikçe her iki yönelim karşılıklı birbirini tetikledi. Bahçeli eliyle başlayan sürece böyle gelindi.
Bahçeli’nin startını verdiği ve süreçte üstlendiği rol bu rayından çıkan ilişkileri normalleştirme çabasından başkası değil. Normalleşme sağlanabilir mi ? Bahçeli ABD Türkiye ve Kürtler arasındaki ilişkileri uyumlu hale getirebilir mi ? Bu sorunun kesin bir yanıtı yok ancak mevcut uyumsuzluk hali bütün taraflar için sürdürülebilir değil.
Tartışma Bahçeli eliyle başlayan süreç nedeniyle eskisi kadar hararetli olmasa da yeniden gündeme geldi. Sürece demokratikleşme yönünden itiraz edenler ”Cumhur İttifakının demokratikleşme perspektifi olmadığından bahisle sorunu çözemeyeceği ” itiraz yada kaygılarını ileri sürmektedirler.
Oysa bugün karşı karşıya olduğumuz dünya gerçeği ve ülke gerçeği sorunların birlikte ele alınması imkanını ortadan kaldırmış durumdadır. Dünya ve Türkiye ‘nin gündeminde demokratikleşme diye bir gündem neredeyse yok.
Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean Noel Barrot ‘un Suriye ‘de iktidarı ele geçiren HTŞ Lideri Ahmet El Şara ile görüşmeleri bugünkü dünya gerçeğinin resmi yada gerçek yüzü. Bunun tekrardan seçilen ABD Başkanı Donald Trump ‘ın ”artık rejimleri değiştirmeyeceğiz” politikasıyla da uyumlu olduğunu söylemeye gerek yok.
Bugün demokrasinin uygarlık için tekrar ütopyaya dönüştüğünü söylemek hatalı değil. Mezkur nedenlerle Bahçeli eliyle başlayan sürece demokratikleşme perspektifinden ziyade güç ilişkileri ve çıkarlar konteksinden coğrafyanın kader olduğu gerçeğinden bakmak daha sağlıklı ve gerçekçi sonuçlara götürebilir.
Bu konteksten bakıldığında sürecin nerelere varabileceği ve çözüm ihtimalleri görülebilir. Konuya dair ” Kürt sorunu için tarihi eşik ” (1) başlıklı yazımızda belirttiğimiz gibi Bahçeli’nin başlattığı süreç tarafların beklentilerinden sonuçlardan bağımsız olarak objektif olarak tarihi bir eşik.
