Suriye bağlamında merkezileşme tartışması

Palimira Antik Kent Kalıntısı – Kaynak Unesco

İmparatorluklar doğası gereği adem-i merkeziyetçi olmak zorundaydı. Egemenliğin yayılması güç ile doğru orantılı olsa da süreklilik için uyrukların rızası gereklidir. Merkezileşmeyi belirleyen bir çok faktör bulunmaktadır. Coğrafya, ekonomi, din, kültür başlıcaları.

Bugünkü Çin Halk Cumhuriyeti’nin ataları Qin Hanedanlığı bu durumun istisnası. Çin hem coğrafya hem de din ve kültür bakımından yalıtık olduğundan katı merkeziyetçilik her zaman ön plana çıkmıştır. Bugün de bu kural Çin Komunist Parti iktidarında devam etmektedir.

Merkezileşme tartışmasının imparatorlukların yıkılmasıyla eş zamanlı ortaya çıkması tesadüf değil. Fransız Devrimi imparatorlukları birer birer yıkarken ortaya çıkan ”ulus devlet” ler de kendisini iki boyutlu merkezileşme tartışması içinde buldu.

Ulus devletler belirli bir ulusun hakimiyetine dayandığından tartışmanın bir boyutu genel olarak devlet toplum ilişkileriyle ilgili . İkinci boyutu ise devlet bünyesindeki azınlık sorunlarıyla ilgili. Tarihçi ve siyasi düşünür Alexis de Tocqueville bu durumu ” Devrimin merkezileşmeye karşı başladığını ancak sonunda merkezileşmenin bir uzantısı haline geldiğini ” belirtir.

Bu tartışmanın ulus devletleri nasıl şekillendirdiği ve hangi sorunlar yarattığı bilinmektedir. Çağımızda demokratik devletin ademi merkeziyetçilikle özdeşleştiğini söylemek hatalı değil. Sorun dolayısıyla tartışma henüz bitmedi. Suriye nedeniyle Ortadoğu’da ise yeni başladı.

Katı merkeziyetçi Baas iktidarının düşüşü sonrası Suriye merkezileşme tartışmalarının odağı haline gelmiş durumda. Modern imparatorlukların yaşadığı sorunlar bu bağlamda ortaya çıkan ”irredantist” eğilimler tartışmayı daha da karmaşık hale getirmektedir.

Afrika uzantılı Mısır’ı da eklersek Ortadoğu merkeziyetçilik bakımından ikiye ayrılabilir. Mısır ve Arap hakimiyetleri genellikle katı merkeziyetçiliğe yatkınken Fars ve Kürtlerin yaşadığı coğrafyalar adem-i merkeziyetçiliğe daha yatkın. Bölgede iki eğilimin sentezi ortaya çıkmış denilebilir.

Osmanlı imparatorluğu bütün kesimlerle ilişki ve etkileşim halinde olduğundan bu sentez makro olarak görüldü. Suriye coğrafyası ise bu sentezin mikro olarak görüldüğü coğrafyadan başkası değil. Suriye tarihi toplumsal yapısı ve coğrafyası itibariyle adem-i merkeziyetçiliğe yatkın bir coğrafya. Baas iktidarının tutunamaması bu hususla ilgili.

Suriye Ortadoğu’nun azınlıklarının ötekilerinin sığındığı coğrafya olduğundan merkeze hiç bir zaman tam manasıyla bağlanmamıştır. Roma İmparatorluğu döneminde dahi merkezi iktidara eklenemedi. Yüzyılın başındaki denemelerin hiç biri de tutmadı. Mısır merkezli iktidar da tutunamadı.

Suriye ‘de bu iki dinamik yine karşı karşıya. Tartışma hem genel devlet toplum ilişkileri hem de etnik dinsel azınlıklar bakımından kendisini göstermektedir. Fransız Devriminin ortaya çıkardığı ulus devletlerin çözemediği sorun Suriye’de bariz şekilde görünür duruma gelmiş durumda.

Suriye’de dışardan da dayatılan katı merkeziyetçi eğilimler tabandaki adem-i merkeziyetçi taleplerle karşı karşıya. Katı merkeziyetçi bir devlet hem ülke hem de bölge için büyük sorunlara yol açabilir. Ademi merkeziyetçi bir devlet Suriye ve bölge için yeni olumlu gelişmelere yol açabilir.

Yorumlar kapatıldı.