
Rusya’nın Suriye’de düştüğü halin nedeni yanılgılı jeostratejik hayaller değilse nedir ? Kuşkusuz Rusya büyük askeri ve politik bir güçtür. Ama bu gücün sınırları ve önemli handikapları var. Rusya’nın Ortadoğu’daki rolü kahır ekseriyetle olumsuz olmuştur. Rusya’nın yanılgılı hayalleri kadim bir sorundur. Mevzu bu değil. Rusya’nın bölgenin başına açtığı belalar bu girizgaha neden oldu.
Bir de bu hayallere kapılanlar. Körle yatan şaşı kalkar. Kemal Sunal’ın iki karakterli bir filmi vardı. En Büyük Şaban filmi. Film Charlie Chaplin”nin Şehir Işıkları filminden esinlenmişti. Şaban ve Faik’in hikayesi. Faik içince neşeli ve müşfik bir tip oluyor hayatını kurtaran Şaban ile herşeyini paylaşıyor ayılınca gaddar nankör bir tip oluyor Şaban’ı da tanımıyordu. . Putin gerçeği ikna etti . aslında. Gerçek Rusya bakımından Suriye bir fiyasko değil karlı çıktığı dahi söylenebilir. Ama hayal alemindeki Rusya için durum fiyasko. Kimilerin hayalindeki Rusya için de denilebilir.
Cumhurbaşkanı Hukuk Politikalar Başdanışman Vekili Dr . Mehmet Uçum ‘un bu pazar yazdığı yazı aslında konu. Konu aslında bu yazı da değil . Konu Suriye’nin alacağı şekil olabilir. Hukuk vurgusu dillerden düşmüyor. Konu ne o ne bu konu aslında hukukun ta kendisi.
Uçum ” Merkez Afro Avrasya Hukuku ” başlıklı yazısında bir taraftan Türkiye’nin Avrupalı olmasıyla övünüyor beri yandan Suriye deki durumun anti emperyalist politikalar için fırsat olduğuna vurgu yapıyor. Her gönülde bir aslan yatar. Kuşkusuz her ülke ve yönetici dilediği jeostratejik hayaller kurabilir. Coğrafyaları da herkes kendine göre tarif edebilir.
Bu çelişki de Rusya’nınkine benzer kadim bir çelişki. Yanılgılı jeostratejik hayallerden kaynaklandığı gibi hukuka da yanılgılı yaklaşımlardan kaynaklanmaktadır. Burada dikkat çeken husus hukukun bu hayallere tabir caizze meze yapılmış olması. Zaten yazı bu duruma bir itiraz olarak zuhur ediyor.
Şimdilik sadede yaklaşalım. Ortadoğu hukuku yada bölgesel hukuk diye bir şey yoktur. Hukuk evrensel bir bilimdir. Bütün alanlarda olduğu gibi çağımızda bu bilimi en iyi batı temsil etmektedir. Eleştirel yönler bu gerçeği değiştirmemektedir.
Sahi bu yanılgıların kaynağı nedir ? Sahi hukuk neden ve nasıl batı ile özdeşleşti. Bu soruların yanıtı hukukun ontolojisinde ve tarihsel gelişiminde. Yanılgı bir örnekle somutlaştırılabilir. Bugün herhalde uygarlık kahır ekseriyetle İseviliğin batıda doğduğu yanılsamasındadır.
Bu yazının yazarı da bu satırları yazarken bile aksine inanamıyor. Oysa İseviliğin Ortadoğu’da doğup batıya geçtiği orada tekemmül ettiği tarihsel bir vakadır. Aynı durum hukuk içinde geçerli denilebilir. Hammurabi nerelidir? Fenni gelişmeler de sosyal gelişmeler de iktidar gibi dönem dönem coğrafya değiştirir. Doğduğu coğrafyayla geliştiği coğrafya farklılık arz edebilir.
Türklük mefkuresi bakımından da durum aynı kapıya çıkar. Uygur Devletinin etimolojik olarak uygarlıkla izah edilmesi hukukta kat ettikleri aşamayla bağlantılı değil mi? Hukuk ile uygarlık arasında tartışmasız bir bağ var.
Hukuk hiç bir şekilde coğrafyayla sınırlandırılamaz . Kuşkusuz her coğrafyadaki serencamı farklı olmuştur. Ortadoğu hukukun doğumu için biricik coğrayadır. Bugün Avrupa’nın her yönden olduğu gibi hukukta da müflis bir halde olduğu söylenebilir. Hukuk uygarlık değerleri gibi sürekli değişim içindedir buna coğrafya da dahildir.
Buna en iyi örnek Çin gösterilebilir. Çin coğrafik olarak en yalıtık uygarlık parçası olmasına rağmen kah batıyı derinden etkilemiş kah batıdan derinden etkilenmiştir. Çin’in şu an içinde bulunduğu küresel yolculuk bu durumun izahı için yeter.
O halde üzerinde düşünülmesi gereken yeni bir hukuk inşa etmek değil. Hukuk kuralları belli ve yeterlidir. Üzerinde düşünülmesi ve çalışılması gereken husus hukuka ebelik yapan bir coğrafyada nasıl oluyor da hukukun esamesi okunmuyor? Hukuk kuralları nasıl coğrafyada işler hale gelecek? Kim getirecek? Engeller neler? Bu sorunun muhatabı da batısıyla doğusuyla iktidarların bizzat kendisi.
Sayın Uçum konuyu tartışmaya açmaktadır. Tartışmaya davet etmektedir. Ancak burada da bir tuhaflık yok mu ? Tuhaflık kelimesi yetersiz de kalabilir. Oldukça karmaşık bir durum. Uçum hem televizyonlarda hem yazılarında hep ve sadece kendisiyle tartışmaktadır. Bu usul Türkiye’yi bizleri nereye götürebilir?
Hukuka götürmeyeceği kesin. Hukuk felsefe ve bilimde olduğu gibi tez anti tez ve sentez değil mi neticede? Tartışmanın esası bu değilmidir? Uçum tezi de antitezi de kendisi ortaya atmakta haliyle sentezi de kendisi yapıp buyurgan bir dille dikte etmektedir. Neyse ki ! Sayın danışmanın yüreğine su serpelim. Bu usul ve esasa dair bozma kabiliyetine haiz yazılarıyla zamana dair bir doğruyu gösterebilmiş.
Tebdili mekanda ferahlık vardır. Kimbilir belki de hukuk için mekan değiştirme vakti gelmiş.. Suriye bu bağlamda bir vesile ya da başlangıç olabilir. Kimbilir belki de hukuk özdeşleştiği batıdan sıkılıp mekan arayışında olabilir. Kalp kalbe karşı . Batı da hukuktan sıkılmış olabilir. Şam böylesi bir kavşağa tekabül ediyor olabilir.
