
Bitmeyen tartışma. Suriye’de yaşanan değişimler nedeniyle tekrar üzerinde durulması elzem konulardan. İslam bir din olarak ağırlıklı olarak ilahi alana ilişkinken demokrasi ve hukuk beşeri alan ile iştigal etmektedir. Birbirinden kopuk alanlar değil. Konuya dair karmaşanın başladığı yer tam da burası. İronik olarak sorunların çözümü de burada. Sorun ile çözümün aynı anda iç içe zuhur ettiği alandayız.
Bir başka ifadeyle ilahi ve beşeri alanları arasındaki sınırların belirginleştirilmemesi temel sorun. İslam dininin buna dair koyduğu ölçü göz ardı ediliyor. İslam insan iradesini ikiye ayırarak işe başlamadı mı ? Bu ayırım aynı zamanda insan fillerini yargılarken esas alınacak norm ilke ve sujeyi göstermiyor mu ?
Külli irade cuzi irade ayırımını kastediyoruz. Külli irade ilahi alana ilişkinken cüzi irade beşeri alana ilişkindir. İlahi kurallar yaradan tarafından belirlenmiş ve bu bağlamda nihai yargıç yaradanın kendisiyken demokrasi ve hukuk benzeri sistemler çoğunlukla beşeri iradeyle teşekkül etmişlerdir.
Biz arada sanıldığı kadar bir çelişki olduğunu düşünmüyoruz. İnsanın muhakemede yetersiz kalması bu bağlamda ortaya çıkan karmaşanın sonuç olarak kötülüklerin nedeni. İnsanın bu noktada muhakemede neden yetersiz kalmaktadır ? Bu soruya yanıt arayışı sorunların kaynağına bir yolculuktan başkası değil.
İrade seçimlerle doğrudan ilgili değil mi ? Bu her iki alan için de geçerlidir. İnsan iradesiyle seçim yapacak ve yaptığı seçimlerin sonucuna katlanacaktır. Bu beşeri adalet için de ilahi adalet için de böyledir. Mevzu tek tek uyuşmazlıklar bakımından ele alınabilir.
Sosyal hayatta nasıl tezahür ettiği gözlemlenebilir ve değerlendirilebilir. Ancak bir örnek vermekle ya da bir soru sormakla yetinelim. İslam Peygamberi Hz Muhammed ( SAV) kendisinden sonrası için neden bir halife belirlemedi?
Halife adayları ve bu bağlamda yaşanan sorunlar çatışmalar biliniyor. Sorunların günümüzde de devam ettiği açık. Biz peygamberin bu noktada sorunu insan ve ümmet iradesine havale ettiğini düşünmekteyiz. Bir başka ifadeyle buradaki suskunluğun ” seçin ” mesajı olarak idrak etmekteyiz.
Aksi halde ümmetin peygamberinin ümmet içindeki sorunlardan habersiz yada sorunlara bigane kaldığı hatta bunun için yeterli kudrete sahip olmadığı sonucuna varılır ki bu kabul mümkün değildir. Bilakis biz burada ümmete derin bir sevgi insan iradesine saygı görmekteyiz.
Kuşkusuz günün koşullarında sandık yoktu. Sandık kurup seçim yapacak imkanlar yoktu. Demokrasi zaten sandıktan ibaret değildir. Karmaşık dinamikleri olan bir kavram ve sistem. Ancak burada ”seçim ” olgusuna bir gönderme ve mesaj olduğuna kani olmamak için bir neden yok.
İslam demokrasi ve hukuk birbiriyle çelişen alanlar değil. Birbirinden ayrışan birbiriyle kesişen alanları mevcut. Bu bağlamda temel sorun hangi alanda hareket ettiğinin farkında olmayan insandan başkası değil. Karmaşa yada çatışma en başta insanın beceriksizliğinden sadır olmaktadır.
Bu evrende ve sosyal hayatta alanlar arasında hiç bir çelişki yada çatışma olmadığı manasında yorumlanamaz. Bunlar olmasaydı zaten tartıştığımız yada ele aldığımız mevzuların anlamı da olmazdı. Biz bu çelişki ve çatışmaların tolore edilebileceğini insan iradesiyle çözülebileceğine inanıyoruz. Hatta teoride çözümü zor ancak toplumun kendi içinde çözdüğü ettiği alanlar var.
Bu kapsama bir çok konu başlığı dahil olmaktadır. Madem mevzu islam ile açıldı ve mevzu bu. Karmaşayı artıran çatışmayı derinleştiren insanın içine vesvese yayan ”şeytanın ” kendisinden başkası değil. Başta da ifade ettiğimiz gibi İslam bu sorunun çözüm anahtarını sorunun kendisiyle birlikte sunuyor. Anahtar iradeden başkası değil.
