
Kürt sorunu ile demokratikleşme olgusu arasındaki bağlar özellikle öncelik sırası bakımından yüzyıldır tartışılıyor. Bilim insanları yumurta tavuk meselesine dair önemli sonuçlara ulaştı ancak bu tartışma bitirilemedi. Ne zaman sorunun çözümüne dair bir adım , inisiyatif veya niyet beyanı ortaya çıksa bu tartışma tekrar alevlenir.
Genç yaşta kaybettiğimiz Şair Hayriye Ersöz’ün ” Ben geldiğimde bozgun bütün mevsimlere uğramıştı ” dizeleri sanki Kürtler için kaleme alınmış . Xero Abbas’ın başlıktaki nidasıyla devam edelim. Ey dünya ! Bilmiyoruz günahımız nedir ? Söz konusu Kürtler olunca bütün sistemler arıza verir işlemez hale gelir.
Bu irrite edici hal bilinir zaten. Milliyetçileri saymazsak sosyalistler sosyalizm gelsin bakarız , islamcılar şeriat gelsin bakarız , demokratlar demokrasi gelsin bakarız havalarında. Hepsinin başında ”sözde” kelimesi olduğunu belirtmeye gerek yok. Hiçbiri de olmaz halbuki sorun kanamaya vatandaşların can ve mal kaybına yol açmaya devam eder.
Bahçeli’nin eliyle başlayan süreç nedeniyle konu eskisi kadar hararetli olmasa da tekrar gündeme geldi. Kuşkusuz konular üzerinde düşünmeyi akademik çalışmayı fazlasıyla hak etmektedir. Tarihsel ve güncel önemini her daim koruyabilir. Maalesef baş döndürücü gündemde tartışma imkanı kısıtlı.
Birbirinden tamamen ayrılan konular değil. Bilakis birbiriyle yakından bağlantılı konular. Tarihsel kültürel ve coğrafik nedenler konuların hassasiyetini artırmaktadır.. Küreselleşen dünyada herhangi bir gelişmenin kelebek etkisi de yaratabileceği dikkate alındığında tartışmanın önemi tekrar tekrar ortaya çıkar.
Tavuk ile yumurta tartışması bir yönüyle fantasmadır. Tavuk tavuktur yumurta da yumurtadır en nihayetinde. Kimin nereden çıktığı yaradılış bakımından bilimsel önemi olabilir ancak reel hayatta çok fazla da bir önemi bulunmamaktadır. Kahvaltıda yumurta yer akşam tavukla ızgara yapabiliriz.
Her birinin kendine göre tadı ve değeri bulunmaktadır. Sabah ızgara yapmak akşam yumurta yemek pek mantıklı görünmüyor. Ama mevzu mızmızlık olunca her şey olabilir. Mızmızlık çağımızın sorunu belki de hastalığı. Bütün sosyal alanlarda karşımıza çıkabilir.
Kürt sorunu ve demokratikleşme aynı konular değil. Birbirinden tamamen kopuk konular da değil. Birbiriyle etkileşim halinde olan ayrı konulardan bahsediyoruz. Konuları birbiriyle karıştırmak mızmızlıktır. Mızmız hiç bir sorunu çözemez. Bilakis kendisine ve ötekilere sürekli sorun üretir.
Hukuk, politikada medya, akademide ve sanat başta olmak üzere her alanda karşımıza çıkan mızmızlık mevcut sorun karşısında hazin bir akıbete götürüyor. Mızmızlık günün sonunda ya kurnazlığın aparatı yada alelade bir ”journalci ” haline geliyor demek hatalı değil. Bunun örneklerini açıkça görüyoruz. Mızmızın durumu tartışmanın sorunun kendisi kadar kadar önemli.
Tarihin insafı ve molası yok. Bahisleri şimdilik Ufuk Baydemir ‘in ”Mızmız ” isimli şarkısındaki ” mızmızlığından vazgeçmiyorsun, hayat hep seni bulur sanıyorsun, öyle değil güzek kuşum, sonunda düşüyorsun ” dizeleriyle kapatalım.
Tarihin karşı konulamaz bir akışı ve ritmi vardır. Bahçeli’nin başlattığı süreç sorunun çözümü için tarihi bir eşiktir. Bu kesitte hukuktan demokrasiden refah toplumundan yana olan her insan bu sürece pozitif katkı sunma ödeviyle karşı karşıyadır.
Mızmızlığın alemi yok. Herkes eleştiri ve kaygılarını bu ödevle uyumlu olarak dile getirmelidir.
